Hz Âdem ve Hz Havva Dünyada Nerede Buluştu? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir Bakış
İstanbul gibi kozmopolit bir şehirde yaşıyor olmak, farklı insanların farklı düşüncelerini ve yaşam biçimlerini gözlemlemek açısından bana çok şey katıyor. Toplu taşımalarda, sokakta yürürken ya da işyerinde, insanlar arasında her an karşılaştığım toplumsal cinsiyetle ilgili izler, insanın doğuşuna dair kadim bir soruya yeniden bakmamı sağlıyor: Hz Âdem ve Hz Havva dünyada nerede buluştu?
Bu soruya tarihsel ya da dini bir açıdan yaklaşmak elbette önemli. Ancak toplumsal cinsiyet eşitsizliği, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden bu soruya bakmak, farklı grupların hayatlarını ne kadar etkilediğini ve şekillendirdiğini anlamak açısından daha da değerli olabilir.
Bir Kadın ve Bir Erkek: Toplumun Bin Yıllık Düşüncesi
Herkesin bildiği gibi, Hz Âdem ve Hz Havva’nın hikâyesi, tüm dünyada hem kültürel hem de dini bir sembol olarak varlık gösteriyor. Ancak bu ikili, tarih boyunca birer arketip olarak kabul edildi. Âdem, erkeksiliği ve gücü temsil ederken, Havva kadınsılığı ve yaratıcılığı simgeliyor. Ne yazık ki, bu basitleştirilmiş bakış açısı, günümüzde de toplumsal cinsiyet rollerini, eşitsizliği ve bazen de dışlayıcı tutumları besliyor.
Çalıştığım sivil toplum kuruluşunda, kadınların ve erkeklerin toplumda eşit fırsatlara sahip olabilmesi için mücadele ediyoruz. Birçok kadının sadece cinsiyetleri nedeniyle daha düşük ücretler aldığı ya da belirli iş alanlarında daha fazla engelle karşılaştığına tanıklık ediyorum. Örneğin, her sabah işe giderken toplu taşıma araçlarında yaşadığım bir sahne aklıma geliyor: Kadınların çoğu, özellikle sabahın erken saatlerinde, kalabalık ve yorucu bir yolculuğun ardından işe gitmek zorunda kalıyor. Erkekler genellikle daha rahat bir şekilde işyerlerine ulaşabiliyorlar. Bu basit örnek, toplumsal cinsiyetin iş hayatına yansıyan ilk izlerini gösteriyor. Ancak bu durum, sadece iş hayatında değil, aynı zamanda sosyal statüde, aile yapılarında ve hatta bireysel haklar konusunda da kendini gösteriyor.
Farklı Buluşma Noktaları: Çeşitlilik ve Toplumsal Cinsiyet
Toplumda farklı kimliklere sahip bireyler, Hz Âdem ve Hz Havva’nın buluştuğu yerin çok daha farklı anlamlar taşıdığını görebiliyor. Kadınlar ve erkekler arasındaki bu ikili yapının dışındaki kimlikler, yani LGBT+ bireyleri, toplumsal cinsiyetin sadece biyolojik bir etkileşim değil, aynı zamanda kişisel bir deneyim ve toplumsal bir yapının sonucu olduğunu ortaya koyuyor.
Birçok arkadaşım, LGBT+ kimliğiyle barışık yaşamaya çalışıyor, ancak bunun önünde hala büyük engeller var. Sosyal medya ve sokaklarda, “normal” kabul edilen çiftlerin dışındaki ilişkiler hala toplumsal önyargılarla karşılaşıyor. İki erkek ya da iki kadının bir arada bulunması, “doğal” kabul edilenin dışında kaldığı için hala sorgulanıyor. Oysa toplumsal cinsiyet ve ilişkiler de tıpkı Âdem ve Havva’nın hikâyesi gibi zaman içinde evrimleşebilecek bir olgu. Toplumumuzun bu çeşitliliğe duyduğu direnç, aslında hepimizin özgürleşmesini engelleyen bir yapı oluşturuyor.
Sosyal Adalet ve Eşitlik Perspektifinden Bir Yaklaşım
Hz Âdem ve Hz Havva’nın buluştuğu yeri sadece tarihsel ya da dini bir bakış açısıyla ele almak, bu olayın bugünkü dünyadaki etkilerini anlamamıza yetmez. Bugün, eşitlikten bahsettiğimizde, sadece erkek ve kadın arasındaki farkları değil, tüm toplumsal kimlikleri göz önünde bulundurmalıyız. Sosyal adalet, herkesin eşit fırsatlar sunulduğu bir toplumu yaratma amacıdır. Ancak, çoğu zaman toplumsal yapılar, belli gruplara daha fazla avantaj tanıyıp diğerlerini sistematik olarak dışlıyor.
İstanbul’da yaşarken, sosyal adaletin hayatımda nasıl somut bir şekilde yer aldığını düşündüğümde, insanlar arasında kurduğumuz bağların nasıl toplumun farklı gruplarını kapsadığına da tanık oluyorum. Örneğin, farklı etnik kökenlerden, dini inançlardan ve cinsel kimliklerden gelen insanlar, sıkça “görünmez” durumlarla karşılaşıyorlar. Bu da, aslında Hz Âdem ve Hz Havva’nın “nerede buluştuğu” sorusunun çok daha derin bir anlam taşımasına neden oluyor. Birçok insan, toplumda sadece cinsiyetlerinden, etnik kökenlerinden ya da cinsel kimliklerinden ötürü ayrımcılığa uğrayabiliyor.
Eğer toplumsal cinsiyet eşitliği ve çeşitlilik üzerine doğru bir kavrayışa sahip olursak, Hz Âdem ve Hz Havva’nın buluştuğu yerin, sadece evrenin yaratılışına dair bir olay değil, aynı zamanda insanlığın eşitlik ve özgürlük mücadelesinin simgesi olabileceğini söyleyebiliriz.
Sonuç: Birlikte Yükselmek
Toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet hakkında düşündüğümüzde, Hz Âdem ve Hz Havva’nın buluştuğu yer aslında her birimiz için farklı anlamlar taşıyor. Bu soruyu sadece tarihi ya da dini bir bakışla görmek, bugünün dünyasında bize çözüm sunmakta yetersiz kalıyor. Bugün, kadınlar, erkekler, LGBT+ bireyleri ve tüm diğer kimlikler arasındaki ilişkilerin şekillendiği yer, tüm bu kimliklerin eşit haklarla buluştuğu, adil bir toplum olmalıdır.
Eğer toplum olarak birbirimize saygı gösterir, çeşitliliği kucaklarsak, o zaman toplumsal cinsiyet eşitliği ve sosyal adalet alanında gerçek anlamda bir buluşma sağlayabiliriz. Bu, hepimizin birbirine duyduğu anlayış ve destekle mümkün olacaktır. Bu sayede, Hz Âdem ve Hz Havva’nın buluştuğu yer, sadece bir anı değil, sürekli bir evrim halindeki insanlık tarihinin simgesi haline gelir.