Fazilet Kimin Eseri? Bir Hayal Kırıklığının Ardında
Bugün bir soruyla başladım, fakat yanıtı bulmak bir hayli zor oldu. “Fazilet kimin eseri?” diye sordum kendime. Ve bir anda geçmişin karanlık köşelerinden bir anı çıktı karşıma. Bu yazıyı yazarken, duygularımın ne kadar karmaşık olduğunu fark ettim. Hayal kırıklığı ve heyecan… İki zıt duygu, ama bir o kadar da iç içe geçmiş.
Fazilet, bir roman değil aslında. Bir insan. Evet, belki de kelimelere dökülemeyen bir duygu, içimde bir yerlerde hep var olan bir düşünce. Gerçekten kimin eseri olduğunu merak ettiğimde, sanki herkesin içinde Fazilet var gibi hissediyorum. Ama işte, bir gün bu sorunun cevabını bulmaya çalışırken yaşadığım küçük bir olay var ki, hiç unutmam.
Bir Kitap, Bir Soru, Bir Anı
Geçenlerde bir kafede, yalnız başıma otururken bir kitap alıp okumak istedim. Kitapçıda dolaşırken “Fazilet” adlı bir eser dikkatimi çekti. Yazarının adı ise en başta aklımda değildi. İçeriğini merak ettim, açıp baktım ve okumaya başladım. Kitap, içinde bir sürü farklı insanı, umutlarını ve kırılganlıklarını barındırıyordu. Ama bir yandan da, Fazilet’in kim olduğunu öğrenmeye çalışırken, bir anda bir şeyin farkına vardım: Bu eser, bir başkasının değil, belki de benim hikâyemdi.
Birden gözlerimden yaşlar süzüldü. “Fazilet kimin eseri?” diye sormak yerine, bu sorunun cevabını bulmam gerektiğini fark ettim. Belki de bu sorunun cevabı, birinin hayatının içinde kaybolan anıların, düşlerin ve hayal kırıklıklarının birleşimiydi. Kafedeki kalabalığın gürültüsü içinde, birden içimdeki sessizliği duydum. Bu kitap, bu satırlar bana bir şeyler anlatıyordu ama bir türlü kavrayamıyordum. “Ya ben de Fazilet’in bir parçasıysam?” diye geçirdim içimden.
Bir Yüz, Bir Ses, Bir Hatırlatma
Bir hafta önce, tam bu kafeye girmeden önce, bir arkadaşımla vedalaşmıştım. O anı hatırlıyorum: Yavaşça bana dönüp “Bazen hayatın en anlamlı sorusu, en basit olanıdır,” demişti. “Fazilet kimin eseri?” sorusu da böyle bir şeydi. Ne kadar basit, değil mi? Ama bana, gözlerimin içinde büyüyen bir anlam taşır gibiydi. Kitapta, bu sorunun peşinden gitmek yerine, herkesin Fazilet’e dair bir şeyler bırakmak üzere yola çıktığını gördüm. İşte belki de yazarı kim olursa olsun, Fazilet’in gerçekte her birimiz tarafından yaratıldığını anladım.
Yavaşça kitabı kapatıp, o anda ne kadar yalnız olduğumu hissettim. Ama yalnızlık sadece bir anlık bir hismiş. Çünkü o günden sonra, Fazilet’i sorarken, her anın içinde bir iz bırakacağını fark ettim. Bunu da içimde bir yerde buldum. Herkeste bir Fazilet vardı, hepimiz onun eseriydik. Bu duyguyu anlamak kolay olmamıştı ama derinlerde bir yerde o cevabı bulmuş gibiydim.
Fazilet, Gerçekten Kimin Eseri?
Bir hafta geçti. Artık bir anlamda, Fazilet’i hem daha derinden hissetmeye başlamış hem de ona farklı gözlerle bakmayı öğrenmiştim. Kitap bitti, ama sorular hâlâ devam ediyordu. Fazilet, gerçekten kimin eseri? Yazarının mı, yoksa içinde Fazilet’i taşıyan bizlerin mi? Kim bilir… Bazen insanlar hayatlarına dokunan izleri bulmak için çok uğraşır. Ama o iz, aslında kendiliğinden şekillenen bir şeydir.
Bir akşam yalnız başıma yürürken, aklımdan geçen soruların, aslında hayatımı değiştiren bir dönüm noktasına işaret ettiğini fark ettim. Her adımda, her düşüncede, her gözyaşında, Fazilet vardı. Bazen bir şeyin anlamını keşfetmek, yalnızca bir anı hatırlamakla olur. İşte o anı fark ettiğimde, ne kadar da doğru düşündüğümü düşündüm. Fazilet, yalnızca bir kitap ya da bir kişi değil, aslında bir düşünceydi.
Ve son olarak, şu an bu yazıyı yazarken, kalbimde bir yerlerde Fazilet’in kim olduğunu biliyorum: O, hepimizin içindeki duyguların, hayal kırıklıklarının ve umutların birleşimiydi. O yüzden, “Fazilet kimin eseri?” sorusunun cevabını bulmak için, belki de daha fazla düşünmem gerekiyor. Ama bir şey net: O, her birimizin içinde yaşıyor.